Yazı kategorisi: Her Konudan

Allahu Teâlâ Cömertliği Sever

Hazret-i Zübeyr (radıyallâhü anh), Basra’da okuduğu bir hutbesinde dedi ki:

“Ey insanlar, Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) bana buyurdular ki:

“Ey Zübeyr! Muhakkak Allâhü Teâlâ buyuruyor ki: İnfâk et (sana verdiğim maddî, manevî rızıktan muhtaçlara ver ki, ben de sana infak edeyim. Kesenin ağzını bağlama, yoksa sana da bağlanır. Genişlik göster ki Cenâb-ı Hak da sana genişlik ihsan eylesin. Darlık gösterme, darlık çekersin.

İyi bil ki Ey Zübeyr, muhakkak Allâhü Teâlâ infâk etmeyi; malından insanlara ihsan etmeni sever, malını sıkıp tutanı sevmez. Velev bir hurma ile de olsa cömertliği sever. Bir yılanı yahut akrebi öldürerek de olsa şecâati sever.

İyi bil ki ey Zübeyr, muhakkak Allâhü Teâlâ’nın kulları arasında taksîm eylediği ve miktârını sadece onun bildiği rızıklarınızdan başka malları vardır. Onu ancak fazlından isteyenlere verir. Siz, Allâhü Teâlâ’nın fazlından isteyiniz.” (el-Makdisî, el-Âdâbü’ş-Şer’iyye)

comert_insan_ozelligi2

Reklamlar
Yazı kategorisi: Kişisel Gelişim

Yusuf Kaplan Okuma Listesi ve Metodu

resized_f3f84-f848yusufkaplan2

1-Yoksulluk İçimizde-Mustafa Kutlu
2-Gül Yetiştiren Adam-Rasim Özdenören
3-İslâm’ın Dirilişi-Sezai Karakoç
4-İnsanlığın Dirilişi-Sezai Karakoç
5-Bağlanma-Nuri Pakdil
6-Yaşamak-Cahit Zarifoğlu
7-İdeolocya Örgüsü-Necip Fazıl Kısakürek
8-Bu Ülke-Cemil Meriç
9-Türkiye’nin Maarif Davası-Nurettin Topçu
10-Üç Zor Mesele-İsmet Özel
11-İslâm’ın Vadettikleri-Roger Garaudy
12-Beş Şehir-Ahmet Hamdi Tanpınar

Not-1: Tükenmez ve ispirtolu kalemle kitap okunmaz, cinayettir!

Kitapları sırasıyla  ve 4 renkli kurşun kalem yöntemiyle okumanızı öneririm.

Yeşil Kurşun Kalem: her sayfada kilit 7-8 kavram’ın ALTI çizilecek
Kırmızı Kurşun Kalem: Önemli satırların altı çizilecek
Mavi Kurşun Kalem: Atlanmaması gereken yerler hafifçe çizilecek ya da işaretlenecek
Siyah Kurşun Kalem: Sayfa kenarlarına notlar alınacak, sayfanın üst boşluğuna saftadaki en önemli cümle yazılacak.
Not-2: 100 Kitap Listesi’nde yer alan kitaplar bunlar. 2 kitap hâriç. Gerek sözkonusu okuma listesine gerekse 4 Kurşun Kalemle okuma yöntemine dair YouTube’tan ya da gazetede yazdığım Önümüzü Açacak Öncü Kuşak İçin 100 Kitap Listesi başlıklı yazılardan doyurucu bilgi alabilirsiniz.
Zihin açıcı okumalar…

Yusuf Kaplan

Yazı kategorisi: Her Konudan

Hz. Ali (k.v) oğullarına nasihati

IsmailZuhdi_006

Hz. Ali (kerremallâhü vecheh) irtihalinden hemen önce oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e şöyle nasihat etti:

Oğullarım, Allâhü Teâlâ’dan korkmanızı, namazı vaktinde kılmanızı, nisaba ulaştığında zekâtı vermenizi, abdestinizi güzel almanızı tavsiye ediyorum. Zira abdestsiz namaz kabul olunmaz.

Hataları bağışlayın, öfkenizi yutun, sıla-i rahim (yakın akrabaya iyilik yapın), câhile karşı sabırlı ve yumuşak huylu olun, din ilmini öğrenin, işlerinizde azimli olun, Kur’ân-ı Kerîm’in (emir ve yasaklarına) riâyet edin, güzel komşuluk yapın, iyiliği emredip kötülükten nehyedin, fuhşiyattan sakının.

Sonra oğlu Muhammed bin Hanefiyye’ye baktı ve ‘Kardeşlerine söylediklerimi ezberledin mi?’ dedi. ‘Evet’ deyince aynı şeyleri sana da vasiyet ediyorum. Sana ayrıca kardeşlerine hürmet etmeni, emirlerini hoş karşılamanı istiyorum. Zira onların sende çok hakları vardır. Ayrıca onlardan habersiz bir iş yapma. Sonra Hasan ve Hüseyin’e dönüp: Sizlere de kardeşinize sahip çıkmanızı vasiyet ediyorum. Zira o sizin kardeşiniz, babanızın oğludur. Babanızın onu sevdiğini biliyorsunuz…

Ben Peygamber Efendimiz’den (s.a.v.) şöyle işitmiştim: “İki kişinin arasını düzeltmek (nafile) namazlardan ve oruçlardan daha büyüktür.”

Akrabalarınızı gözetin, sıla-i rahimde bulunun ki Allâhü Teâlâ da size hesabı kolaylaştırsın.

Allah’tan korkun, yetimlerin hakkına riâyet edin. Onlar sizin yanınızda haksızlığa uğramasınlar.

Allah’tan korkun namazı zayi etmeyin. Zira o dininizin direğidir.

Allah’tan korkun ve zekâta riâyet edin. Zira zekât vermek Allâhü Teâlâ’nın gadabını söndürür. Fakir ve miskinler hakkında Allâhü Teâlâ’dan sakının, kazancınıza onları da ortak edin (yani onların hakkını unutmayın).

Kur’ân-ı Kerîm hakkında da Allâhü Teâlâ’dan sakının. Sakın başka birisi Kur’ân-ı Kerîm ile amel etmekte sizi geçmesin.. (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr)

Yazı kategorisi: Her Konudan

Câhillerin kalpleri hastadır…

 

Bir müşkilini ve bilmediği meseleleri sormak, tabîbe kalbinin hastalığını sormak gibidir. Câhillerin kalpleri hastadır âlimler de bu hastalığın doktorlarıdır. Yarım âlim, yarım tabip gibidir, ilacı güzel yapamaz. Kâmil âlim ise her hastayı tedâvî etmez. Ancak devâ kabul edecek, iyileşecek hastayı tedâvî eder. Eğer hastalık müzmin ise “Bu çaresiz bir hastalıktır” der, vakti ve malı boşa harcamaz.

Sual soranlar dört sınıftır:

1-    Suâli ve îtirâzı haset ve düşmanlık sebebiyle olandır. Onun suâline en güzel ve açık surette cevap verildikçe kin ve hasedi artar. Bunda doğru yol ona cevap vermekle meşgul olmamaktır. Hasedden dolayı olan düşmanlık hariç bütün düşmanlıkların kaldırılması mümkündür.

2-    Ahmaklık hastalığı ilaç kabul etmez. Nitekim Îsâ Aleyhisselâm: “Ölüleri diriltmekten âciz olmadım, amma ahmağı tedâvi etmekten âciz kaldım” demiştir. Burada bahsettiğimiz ahmak şu kimsedir: Bir vakit ilim tahsiliyle meşgul olur, aklî ve şer‘î ilimlerden bir şeyler öğrenir. Sonra ahmaklığından büyük âlimlere îtirâz eder. Buna cevap vermekle meşgul olmamalıdır.

3-    Büyüklerin her kelâmını anlamayıp ancak güzelliğinden dolayı soran irşâd talebindeki kimsedir. Bu istifâde için sormaktadır. Lâkin anlayışı kıt olup sorduğu şeyi öğrenmeye ehil değildir. Verilecek cevâbın hakikatini, inceliğini idrâk edemez. Bu da hâline münâsib bir cevapla gönderilir. Nitekim hadîs-i şerîfte: “Biz peygamberler topluluğu insanlara akılları mikdarınca konuşmakla emrolunduk” buyurulmuştur.

4-    İlaç kabul eden tek sınıf ise irşâd olmayı taleb eden akıllı, zekî, anlayışlı, hasedine ve gazabına mağlup olmamış, Hak yolunu arayan kimsedir. Hasedinden veya inadından dolayı yahut itiraz ve imtihan için sormaz. İşte böyle kimsenin sualine cevap vermek îcâb eder. (Hâdimî, Eyyühe’l-Veled Şerhi)

Yazı kategorisi: İlmi Meseleler

Bir alimin, her ilim sahasında mahir olmak şartı yoktur.

Zahidü’l Kevseri, pek çok eserinde ve Makalat’ında şöyle söyler:
“Bir alimin, her ilim sahasında mahir olmak şartı yoktur. 
Bir sahada müctehid olan bir alim; başka bir sahada avam seviyesinde olabilir.
Bu, O’nun diğer sahadaki müctehidliğine zarar vermez.”
Kavaidü’d Tasavvuf adlı eserde de şöyle geçer: 
“Her ilim, o sahadaki mutehassıs alimden alınır.
Fakihten, tasavvuf ilmi; mutasavvıftan hadis tahsili alınmaz.”
(her ilimde ihtisas sahibi ise bunda beis olmaz)
Hanefi Mezhebi’nde müctehid sayılan Kemal İbni Hümam, Fethu’l Kadir’inde aldığı hadislerin tahlilini yapmamış ve mevzu (uydurma) bir hadisi kaynak olarak almıştır.
Bu, onun fıkıhtaki ilmine elbette ki gölge düşürmez.
Allame İbni Abidin, Reddü’l Muhtar’da, İbrahim en Nehai’nin ezanla ilgili sözünü hadis olarak nakletmiştir. Alimler, hataları ile taklit olunmaz.
osman_hamdi_bey_kuran_okuyan_adam_tablosu
Abdulfettah Ebu Gudde Merhum, ‘elezanu cezmün, el ikametü cezmün… ‘ naklini İbrahim en Nehai’ye ait olduğunu muhaddislerin beyanı ile açıklamıştır. Bu sözü, hadisi şerif diye nakleden İbni Abidin’in bu görüşünü biz elbette almayız. İbni Abidin büyük alimdir, o diyorsa doğrudur demek yanlış bir fikirdir.
Biz, İbni Abidin’den fıkıh alırız. 
Tasavvufu da “O’nun ve bizim Şeyhimiz olan” Mevlana Halid Bağdadi’den alırız…
Abdulkadir Geylani Hazretleri, büyük bir mutasavvıftır.
Gunye adlı eseri, büyük bir kitaptır.
Lakin; Zahidü’l Kevseri Gunye adlı kitapta aslında olmayan eklemeler olduğunu söylemiştir.
İmam Gazali Hazretleri, Huccetü’l İslam’dır.
Bu sıfat, O’na Kelam sahasında İmam olduğu için verilmiştir.
Filozofların yanlış görüşlerini ispat için ömrünü Kelam İlmi’ne adamıştır.
Kendisi de, bunu öne sürerek hadis ilminde mahir olmadığını itiraf etmiştir.
Hafız Iraki, ömrünü hadis ilmine adamıştır ve İhya’da hadis olmayan rivayetlerin olduğunu söylemiştir.
Hadis alanında, Muhaddisler dinlenmelidir.
Evliyaların manevi alemde, Rasûlullah (aleyhisselâm) ile görüşüp naklettiği kelamlar vardır.
Bunlar, bu büyüklerin büyüklüğünü ispat eder.
Fakat; icma ile sabittir ki, manen alınan rivayetler hadis sayılamaz ve sadece gören kişiyi bağlar.
Eğer bu kapı açık bırakılırsa; sahtekar insanlar bu işi karıştırır ve de bu ilim bize böyle ulaşamazdı…
Allah en iyisini bilendir.
| Burak Kızıldaş
Yazı kategorisi: Her Konudan

Rüşvet hakların zayi olmasına sebeptir

rusvet-ve-irtikap

Rüşvet, hakların zayi olmasına sebeptir, zulme vesîledir. Allahü Teâlâ’dan korkan, hukûka riâyet eden bir kimse rüşvet günâhını işleyemez. İnsan yalnız rüşvetten değil, rüşvet şâibesi olan şeylerden de çok sakınmalıdır.

Resûl-i Ekrem (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz, Ashâbı’ndan bir zâtı, Zübyan Kabilesi’nin zekâtlarını tahsil etmesi için göndermişti. Bu zat vazifesini yapıp Medîne-i Münevvere’ye döndüğünde zekât mallarını huzûru nebevîye takdim etmiş ve demişti ki:

“Yâ Resûlallah!.. Bu malların şu miktarı sizindir. Yani: Zekât malıdır. Şu miktarı da benimdir, bana hediye verdiler.” Nebiyyi Zîşan Efendimiz (s.a.v.) buna çok üzüldü. Hemen minbere çıkıp hamd ve senâdan sonra şöyle buyurdu:

“Cenâb-ı Hakk’ın bana emir buyurduğu işlerden birinin yapılması için bazı kimseleri memur etmiştim. Şimdi onlardan biri gelmiş, ‘Bu malların şu kadarı sizin, bu kadarı da benimdir, bana hediye olarak verdiler’ diyor. O kimse anasının, babasının evinde oturmuş olsa idi, kendisine hediye getirirler mi getirmezler miydi, görseydi.”

Vaktiyle en büyük devletlerden birinin elçisi memleketine âit bir meselenin halledilmesi için, diğer devletin yüksek bir memuruna rüşvet teklif eder. Ondan şu cevabı alır: “Eğer yapılması istenilen mesele, memleketim hakkında fâideli ise rüşvet vermeğe lüzum yok, ben onu zaten yaparım. Yok memleketim için zararlı ise dünyayı versen o hıyâneti işlemem.”

İşte ahlâkta metânet, vatana muhabbet böyle olur. Hakikaten bir memur, eğer yapılması zaten lâzım gelen bir şeyi rüşvet alarak yaparsa rüşvet verene zulüm etmiş olur. Yok yapılmayacak bir şeyi rüşvet alarak yaparsa başka bir şahsa veya memuru bulunduğu bir topluluğa, devlete zulüm ve hıyânet etmiş olur. Allâh’ın zâlimler ve hâinler hakkındaki va’di ise mâlumdur. Bir memurun rüşvet değil, hediye alması bile çok kere rüşvet şâibesinden uzak olamayacağı cihetle caiz görülemez. (Hukûku İslâmiye)

Yazı kategorisi: Siyasi, Yazılarım

Millet sizi azletti!

Aylardır beklediğimiz referandum nihayet neticelendi. Anayasa değişikliğini kabul eden “EVET” oyları 51.4 ile değişikliği onayladı. Bizler de millet olarak derin bir nefes aldık. Ülke olarak da bambaşka bir sürece girmiş olduk. Hayırlı olsun.

 

Referandum kampanya sürecinde özellikle hayır kampanyası yürütenlerin söylemleri genellikle, ‘evet’ çıkarsa şu olacak, şu kalkacak, bu gelecek gibi farazi hadiseler ve düzenler üzerine kuruluydu. Halbuki âti üzerinde bu tür çıkarımlar yapmak için 18 madde bize yetmiyordu. Dolayısıyla varsayımlar, ya olursalar kampanyalarına şekil verdi. Bir korku imparatorluğu kurmak istediler millet nezdinde. Aslında kısmen başarılı oldukları da söylenebilir. Çünkü muhtemel evet seçmeni içerisinde yaklaşık yüzde 5-6’lık bir kayıp göze çarpıyor neticeye baktığımızda.

 

Aslında bu tür iddialar her seçimde kullanılır gündeme getirilir. Akıllı seçmen pek bunlara kanmaz. Çünkü onun için ders alınacak yer âti değil, mâzidir.Tarihteki ibret vesikalarını iyi okuyan, kendisini gelecekte farazi tehlikeler olduğuna inandırmaya çalışanları tanır. Onların elbette kendi kararına tesir etmek için elinden geleni yapacağını bilir. Tarihi bir tekerrür sahası yapmamak için ondan ibret almak gerektiğini de idrak eder.

 

Burada ülkemiz ve geleceğimiz için bu çok mühim referandumu kendi mazimiz ile bir noktada irtibatlandırmak istiyorum.

 

*****

 

1909 senesinin 27 Nisan’ı. Devlet-i Osmaniyye’nin başında Son Sultan Abdulhamid-i Sâni var. “Milletin adamı” diye bir kavram var ya hani şimdi. İşte tam bu kavrama tetabuk eden bir padişah. Millet ona “Evliya padişah” derdi ki o da milletini “evlatlarım” diye anardı.

 

İttihat ve terakki adıyla bugunkilerin ataları çöreklenmişti koca devletin başına. Tabii önlerinde büyük bir engeldi vatanını ve milletini seven bu padişah.İşte bu günde sessiz bir darbeyle hal’ ettiler “Milletin Adamı”nı.Maalesef başardılar çünkü zaman onların zamanıydı kader planında. Kendilerine tanınan muhleti kullanacaklardı yeniden diriliş günü gelene kadar.

 

Hal’ kararını bildirmeye Yahudi Emanuel Karasso, Arnavut Esat Toptani, Ermeni Aram Efendi ve Padişah’ın uzun yıllar yaverliğini yapmış olan devşirme Arif Hikmet Paşa gelmişti.

abdulhamid

Bu sahne yakın tarihimizin belki en hazin sahnesidir. Bu fotoğraf milletin yeniden özüne, dirilişine döneceği günü arzulayanların hafızalarından silmediği, daima zihinlerini muteyakkız tutmalarını sağlayan bir karedir.

Orada Arnavut Esat Toptani şu ifadeleri kullanır ki daha vurucudur:

 

“Biz Meclis-i Mebûsan tarafından geldik. Fetva-i şerîfe var. Millet seni azl etti. Ama hayatın emindir. (güvencededir.)”

 

İşte bu ifadeler bir kor ateş gibi düşer milletin sinesine. O gün millet kendi adamını azl etmemiştir de, millet azledilmiştir kendi vatanından. Artık bir garip misalidir.Türediler onun adına karar verecek, onun devletini peşkeş çekecek,onun adına sistemler getirececek ve asla ona sormayacak biz senin için en doğrusunu düşünürüz diyecektir.

 

*****

 

16 Nisan 2017. 108 sene sonra. Öz vatanından azl edilen millet bir ihtilal gerçekleştirmiş ve yeniden bu topraklarda tek söz sahibi olmanın teminatını almıştır.

 

Artık külleri atmak zamanıdır. Artık zincirleri kırmak zamanıdır. İyi bir idare arzuluyorsak, “Nasılsanız, öyle idare olunursunuz” kavl-i nebevîsine kulak vermeliyiz. Aklen, fikren, zihnen, ahlaken , vicdanen, dinen toparlanmaya ihtiyacımız var. Allah yolumuzu açık etsin. Güzel ülkemize yeniden İslam âleminin liderliğini nasip etsin.